"Suya yazı yazmak
gibiydi hayat, onca yazdığının fısıltıyla allak bullak olması gibiydi..."
Öyle bir boşluğa bıraktık
ki kendimizi bulut beyazı oluruz sandık. Oysa toprak kokusuna karıştık. Gökyüzüne
kavuşacağız sanarken yeryüzünde bulduk kendimizi Efendi. Zamansız kapıldık ama
tam zamanında kapıldık sandık. Zamansız çektik kendimizi hayatın köşesine. Mola
aldık sandık. Oysaki sadece zaman çaldık kendimizden ve kendi benliğimizden.
Zamana bırakalım daha kolay olur derken zaman aldı götürdü bizi benliğimizden.
Biz zamanı ilaç sandık
Efendi. Oysa zaman korkularımıza giden bir tekneydi. Karaya çıkalım derken
fırtınalar arasında kaldık. Artık ne bulut vardı bizde ne de toprak kokusu.
Âşık olduğumuz mavilikler siyah oldu. Ve bizi en çok siyahlar yordu.
Zamansız geldik Efendi.
İki nefeslenelim dedik oysa çoktan gelmişti vakti gitmelerin. Bizi gitmeler
yordu en çok da zamansız gitmeler. Oysa gelmesini beklememiştik zamanın. En
beklemediğimiz zamanda en beklemediğimiz kıyılara vurdu bizi. Bizi bu
beklenmedikler yordu.
Mürekkebi kurumamıştı
daha kurduğumuz hayallerin. Öyle acele ettik ki yüreğimize bulaştı mürekkebi hayallerimizin.
Çıkar sandık mürekkep mavisi. Ve yüreğimizi karartan hep o mürekkep mavisiydi
Efendi. Bizi en çok mürekkep mavisi yordu.
Zamansız bekledik hep.
Kapılarımızı zamansız açtık. Oysa asma kilit vurmak daha kolaydı. Biz zamansız
kilitlendik Efendi. Oysa korkaklıktı kilitlerimiz. Ve bizi hep bu fazla
cesaretimiz yordu.
Biz çiçek beyazına
kavuşuruz sanarken toprağa değdi yüreğimizin yaprakları. Biz zamansız çiçek
açtık Efendi oysa zaman kahverenginin zamanıydı. Biz zamansız yere çiçek açan
ve sonra rüzgâra küsen ağaçlardık yapraklarımızı bizden aldığı için. Ve bizi en
çok bu zamansızlıklar yordu...
Oysa zamansız olan rüzgâr
değildi. Biz zamana uyamadık. Geç kaldık Efendi, yarım kaldık. Ve biraz da
yarda kaldık...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder